1 Kasım 2012 Perşembe

WWF’nin İklim Çözümleri Modeli


Çözümler
WWF’nin raporu, küresel iklime
zarar vermeden küresel enerji
talebini karşılamada anahtar olarak
altı çözüm ve üç zorunluluk tanımlar.
1. Enerji Hizmetleri ve Birincil
Enerji Üretimi Arasındaki
Bağlantıyı Koparmak
Enerji verimliliği (kullanılan birim
enerji başına daha çok enerji hizmeti
almak), özellikle öz sermayesi
yetersiz olan gelişmiş ülkelerde
bir önceliktir. Bu modele göre,
2020-2025 yılları itibariyle, enerji
verimlilikleri sayesinde enerji
hizmetlerine artan talep birincil enerji
üretimlerine yönelik istikrarlı bir net
talep çerçevesinde karşılanabilecek,
tahmini talep yılda %39 azalacak
ve 2050 yılına kadar yılda 9.4 Gt
karbon emisyonu önlenecektir.
2. Orman Kaybını Durdurmak
Özellikle tropikal bölgelerde,
ormanların kaybını ve azalmasını
durdurmak ve tersine hareket
ettirmek, bütün olumlu iklim enerji
senaryoları için önemli bir unsurdur.
Toprak kullanımı emisyonlarını
durdurmaya yönelik etkili eylemlerin
harekete geçmediği durumda,
burada önerilen iklim çözümlerinin
%90’ı aşan başarı olasılığı aşama
aşama %35’e kadar düşer.
3. Düşük Emisyon Teknolojilerinin
Eşzamanlı Büyümesi
Sürdürülebilirlik açısından çevresel
ve sosyal sınırlamalar içinde olmak
koşuluyla rüzgâr, hidro, güneş
(fotovoltaik) ile termal ve biyoenerji
gibi mevcut teknolojilerin hızlı ve
aynı doğrultuda takibi çok önemlidir.
2050 yılına kadar bu teknolojiler,
verimlilik gerçekleştirildikten
sonra geriye kalan talebin %70’ini
karşılayabilir ve buna ek olarak yılda
10.2 Gt’lik emisyonu engelleyebilir.
4. Esnek Yakıtlar, Enerji Depolama
ve Yeni Altyapılar Geliştirmek
Rüzgâr ve güneş gibi kesintili
kaynaklardan elde edilen yüksek
miktarda enerji, depolanıp taşınabilir
hale gelmeden ve endüstrilerin
termal ihtiyaçlarını karşılayabilen
yakıtlara dönüştürülmeden fosil
yakıt kullanımında büyük bir düşüş
gerçekleştirilemez. Bunları yerine
getiren hidrojen gibi yeni yakıtların
üretimi ve dağıtımı için çok büyük
yeni yapılanmalar gerekmektedir.
5. Yüksek Karbonlu Kömürün
Yerine Düşük Karbonlu Gazın
Kullanılması
“Geçiş dönemi yakıtı” olan doğal
gaz, diğer enerji kaynaklarının
ve teknolojilerin daha ufak bir
endüstriyel ölçekte gelişmekte
olduğu dönemlerde, yeni kömür
santrallerine uzun dönemde
mahkum olunmamasını ve kısa
dönemde önemli miktarda karbon
tasarrufu sağlamayı olanaklı kılar.
6 . Karbon Tutma ve Depolama
(KTD)
Model; karbon emisyonları
bütçesinde kalmak için fosil yakıt
tesislerinin en kısa zamanda, –hepsi
2050 yılına kadar tamamlanmış
olmak üzere– karbon tutma
ve depolama teknolojileriyle
donatılması gerektiğini gösterir.
Bu durum, karbondioksitin uzak
depolama alanlarına taşınması
çok pahalı olacağından, yeni
santrallerin planlanmasında ve
konumlandırılmasında çok büyük
önem taşıyacaktır. Diğer bir deyişle,
KTD’li fosil yakıt, yılda 3.8 Gt’lik
karbon emisyonunu engelleyerek,
2050 yılında enerji arzının %26’sını
oluşturabilir.

31 Ekim 2012 Çarşamba

Ekolojik Anayasa için madde önerileri

Ekolojik Anayasa Girişimi olarak aşağıdaki Anayasa maddelerini 2 Ocak 2012′de TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduk. Komisyonla Girişim adına Mahmut Boynudelik, Oya Ayman ve Mehmet Horuş görüştü.


EKOLOJİK ANAYASA İÇİN MADDE ÖNERİLERİ
BAŞLANGIÇ
Bu Anayasa, dünyayı gelecek kuşaklardan emanet aldığı bilinciyle doğayla uyum içinde yaşamaya söz veren Türkiye vatandaşları tarafından yazılmıştır.
CUMHURİYET’İN NİTELİKLERİ
Türkiye Cumhuriyeti, Doğa ’nın ve onun bir parçası olan insanın haklarına dayanan, demokratik, laik, ekolojik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Gerekçe
Cumhuriyet’in nitelikleri arasında hukuksal olmayan terimlere yer verilmemelidir. Çünkü hukuksal olmayan terimler muğlâktır ve farklı anlamlarda algılanmaya müsaittir. Bu da, hukuk sisteminin en tepesindeki Anayasa’dan kaynaklanan bir hukuksal belirsizlik yaratılmasına neden olur.
Cumhuriyet’in nitelikleri arasına Doğa’nın haklarına dayanma niteliğinin eklenmesi, insanın doğadan ayrı düşünülemez bir varlık olmasından kaynaklanmaktadır. İnsan merkezli bakış açısının küresel iklimi ve ekosistemi ne kadar olumsuz şekilde etkilediği ve bu etkiden en fazla zarar gören canlıların başında yine insanın olduğu bir gerçeklik olarak karşımızdadır. İnsan, doğanın efendisi değil, yalnızca onun bir parçasıdır. Doğa’da kendiliğinden bulunan dengenin insan eliyle bozulması, hem insanları, hem de diğer canlı ve cansız varlıkları tehdit etmektedir. Yalnızca insanın refahı ve mutluluğu için gerçekleştirilen aşırı üretim ve tüketim, hammaddelerin sorumsuzca çıkartılması ve endüstriyel amaçlarla işlenmesi, buna bağlı olarak artan enerji ihtiyacının karşılanması adına fosil yakıtlara başvurulması ve diğer sorumsuz davranışlarımızla Dünya üzerindeki yaşamın sonunu getiriyoruz. Bu gidişatı durdurmak için ülkemizin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi ve her alanda Doğa ’nın haklarına saygı gösterilmesi için gereken temel düzenlemeyi Anayasa’sında barındırması gerekmektedir. Türkiye’nin yaşama verdiği önem, çevresindeki ülkeleri de etkileme kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin Doğa ’nın haklarını tanıması ve anayasal statüye kavuşturması, bu konuda, Latin Amerika ülkelerinin ardından, Ortadoğu, Asya ve hatta Avrupa Birliği için önderlik yapması anlamına da gelecektir.
DOĞA’NIN HAKLARI
Su, hava, genler, tohum ve doğanın diğer unsurları doğal varlıktır, kaynak olarak nitelendirilemez. Bu varlıklar Doğa’nın bir parçası ve onlara bağlı yaşayan tüm canlıların ortak kullanımında olmalıdır. Doğal varlıklar mülkiyete tabi olmamalı, kendileri veya genetik bilgileri hiç bir şekilde patentlenememeli ve kamusal kullanımları ekolojik dengeler öncelikli tutularak güvence altına alınmalıdır.
Gerekçe
Su, hava, genler, tohum ve diğer doğal varlıkların insanların kullanımına tahsisi edilmiş kaynak olarak değil birer varlık olarak görülmesi Doğa’nın bir hak öznesi olarak tanımlanmasında önemli bir kavramsal açılım olacaktır. Bunların doğal varlıklar olarak kabul edilmesi ve tüm canlıların ortak kullanımında bulunması doğanın kendini sürdürebilmesinin ve gelecek kuşakların bunlara erişminin mümkün kılınmasının ön koşuludur. Geleneklerin, dilsel ve kültürel çeşitliliğin, biyolojik çeşitliliğin algısı ve yaşatılmasındaki rolü dikkate alınarak, geleneklerin  farklı dillerin ve kültürlerin korunması ve kendini gerçekleştirme ve geliştirme hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır.

Devlet, tüm faaliyetlerde doğal varlıkların kendilerini yenileyebileceği şekilde kullanılmasını sağlamak için ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde gerekli önlemleri alır. Kamu yararı emanetçilik anlayışıyla tüm canlıların haklarının korunması ve ekolojik dengenin devam etmesi sağlanacak şekilde yorumlanır.
Gerekçe
Endüstriyel üretim tarzı doğayı bir hammadde deposu olarak görmekte ve ekonomik amaçlarla doğal varlıkların tüketilmesine neden olmaktadır. Ancak bu tarz bir üretim, yaşamın sürdürülebilmesine engeldir. Sürdürülebilir kalkınma gerekçesi ise nihai olarak kalkınma lehinde bir tercih kullanımıyla sonuçlandığı için doğanın varlığı açısından kabul edilemez. Üretim yaparken doğanın kendini yenileyebilmesine imkân tanımak zorunludur. Aksi takdirde bundan zarar görecek olan yine insanlardır. Üstelik bu zarar sadece yeryüzünde ve ülkemizde bugün yaşayan insanları değil gelecek kuşakları da tehdit etmektedir, bu yüzden bizlerin dünyada gelecek kuşaklar adına emanetçi olduğumuz anlayışı herkese ilave bir sorumluluk yüklemektedir. Bu nedenle her türlü girişimin oluşturabileceği zararları önlemek ve en aza indirmek ve insanların ve Doğa’nın olası zararlardan korunması için devletin ihtiyatlılık ilkesini gözetmesi anayasal bir zorunluluk haline getirilmelidir.
Doğaya ve çevreye zarar verme olasılığı olan tüm plan ve uygulamalarda, zarar görmesi muhtemel bölgede yaşayan halkın her aşamada, plan ve uygulamalarla ilgili her türlü bilgiye ulaşma, kararlara katılma ve insan veya doğanın haklarından biri veya bir kaçı ihlal edildiğinde yargı yollarına başvurma hakkı vardır.
Gerekçe
Sanayi veya enerji üretimi gibi projeler doğaya giderilemez hasarlar verebilmektedir. Bu hasarlardan en fazla o bölgedeki halk etkilenmektedir. Söz konusu etki yaşam kalitesinin düşmesi, hastalıklar ve hatta ölümler şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Bir devletin öncelikli görevi vatandaşın sağlığını ve yaşam hakkını korumaktır. Bu nedenle, Türkiye’nin de imzalaması beklenen Aarhus Konvansiyonu’nda da belirtildiği üzere, doğaya ve çevreye zarar verecek her projede bölge halkının onayı alınmalı ve proje öncesinde, sırasında ve sonrasında projeyle ilgili her türlü bilgi halkla paylaşılmalıdır. Bölge halkının kararlara katılması için gerekli yöntemler düzenlenmeli ve gerekli olduğu hallerde halkın yargı yollarına başvurma imkanı kısıtlanmamalıdır.
Her canlının temiz ve ücretsiz suya ve sağlıklı gıdaya erişim hakkı vardır. Devlet, herkesin temiz suya ve sağlıklı gıdaya erişmesini sağlamak için gerekli önlemleri alır.
Gerekçe
Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle her geçen gün önemi artan su, yaşam hakkından bağımsız değildir. Temiz ve sağlıklı su olmadan sağlıklı bir yaşam düşünülemez. Bu nedenle, devlet herkesin temiz ve sağlıklı suya ücretsiz şekilde ulaşmasını sağlamalıdır. Doğadaki diğer canlıların yararlandığı su kaynaklarının kirlenmemesi ve yok edilmemesi için de gerekli önlemleri almalıdır. Aynı şekilde temiz, bozulmamış ve sağlıklı gıdaya ulaşmak da insan yaşamının ve doğanın sürdürülebilmesi için hayati önemdedir ve devlet bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri yapar.
Devlet hem yabani hem de evcil hayvan haklarını güvence altına alır. Hayvanlara hiçbir şekilde eziyet edilemez, hayvanlara yönelik eziyet ve fena muamele ceza kanunu kapsamında değerlendirilir.
Gerekçe
İnsanlar hayvanlardan tarih boyunca yararlanmıştır. İnsanlığın günümüzdeki noktaya gelmesinde hem yabani hem de evcil hayvanların büyük bir payı vardır. Ancak günümüzde artık hayvanların da hakları olduğu ve insanların tahakkümüne ve eziyetine maruz kalmamaları gerektiği kabul edilmektedir. Bu nedenle ülke toprakları üzerinde yaşayan hayvanların da bizler gibi hakları olduğu ve bunların başında yaşam hakkı ve eziyet görmeme hakkı olduğu Anayasa’da kabu edilmelidir. Türlerin devamlılığı ve yavru canlıların anneleri ile serbest ve doğal bir gelişim sağlama hakkı gözetilmelidir.
Sağlıklı bir çevrede ve Doğa’da yaşamak bütün canlıların hakkıdır. Devlet ve vatandaşlar gelecek kuşaklar adına doğal varlıkların emanetçisidir. Doğayı korumak Devletin ve vatandaşların görevidir.
Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar. Tasarruf, verim ve hizmet kalitesini artırmak için sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.
Gerekçe
İnsan Doğa’nın bir parçası olarak Doğa’ya zarar vermeden yaşamalı ve Doğa’yı korumalıdır. Verilecek her türlü zarar insana ve diğer canlılara etki eder ve yaşamın sürdürülebilirliğini tehdit eder. Yeni ifade sağlıklı çevre ve doğada yaşamayı bir hak olarak tanımlamakta ve bu hakkı insan dâhil bütün canlılara vermektedir. Emanet kavramıyla gelecek kuşakların hakları da garanti altına alınmaktadır. Bu sorumluluğun gerektirdiği görevi Devlet ve vatandaşlar birlikte taşır ve birbirlerini denetlerler.

21 Ekim 2012 Pazar

ISI YÖNETİMİ VE BİNALARDA ENERJİ VERİMLİLİĞİ


Günümüzün en önemli konusu enerji verimliliği kavramıdır. Dünyada boy gösteren enerji krizleri ve enerjinin her geçen
gün daha da değerli hale gelmesi, enerjinin daha verimli tüketilmesi için özverili tasarruf önlemlerinin alınmasını zorunlu
kılmaktadır

- Türkiye'deki on yıllık enerji savurganlığı yaklaşık atmış adet GAP projesi maliyetine eşit

 

Türkiye'de ciddi anlamda bir savurganlık söz konusu ve bunun on yıllık faturasının 198 milyar Amerikan Doları olduğu
bilinmekte. GAP projesinin ortalama maliyetinin üç milyar dolar olduğu düşünülürse, atmış adet GAP projesi yapılacak bir
milli servet on yılda sokağa atılıyor.

İstanbul'a her gün ortalama 2 milyon metreküp içme suyu pompalanıyor ve bu suyun yaklaşık %40' ı çeşitli nedenlerden,
ne yazık ki faturalanamıyor. Bir metreküp içme suyunun maliyeti 1 EUR olduğu düşünülürse, bunun her gün bizlere
maliyetinin ne olduğu hesaplanabilir. Bu durumun çözümlerinden biri de şebeke onarımı ve alt yapı yanı sıra uzaktan
sayaç okuma teknolojisidir. Bu teknoloji yardımı ile enerji tüketimini devamlı kontrol altında tutulabilir. Her türlü
istismara açık eski sayaçlar yerine, bu modern sayaç sistemleri sayesinde Türkiye'nin çok ciddi miktarda enerji ve su
tasarrufu sağlayacağının altını da çizmek gerekir.


- Dünyanın hiçbir ülkesinde her yaptığı konuta kombi takan ülke yok

Kombi müstakil evler için tasarlanmıştır ve dünyada genellikle bu tip konutlarda kullanılmaktadır. Kombiyle enerji tasarrufu yapılamayacağı gibi, kombinin beraberinde güvenlik sorunlarını da getirdiği bilinmektedir. Türkiye' den başka senede bir milyon kombi satışı yapılan başka bir ülke yoktur. Toplu konut yapımında merkezi sisteme göre kombi tedarik ve işletme maliyetleri çok yüksektir. Binlerce toplu konut projelerinde kombi takılmasını şart koşanların, bu uygulamaları ile enerji verimliliği açısından ülkemize telafisi mümkün olmayan zarara neden oldukları da bilinmektedir. Merkezi sistem mecburiyeti bu gerçeğe rağmen önce 1000 m2 ye indirilmiş, sonra 2000 m2 ye çıkarılmıştır.

Pay ölçer ve kalorimetre cihazıyla merkezi sistemle ısınan evlerde adil yakıt parası paylaşımı yapılmaktadır. Termostatik ısı ayarlı radyatör vanaları kullanılarak konutlarda % 40 lara varan enerji tasarrufu gerçekleştirebilmektedir. Ayrıca kombi yerine sıcak su hazırlama istasyonları kullanarak daha fazla enerji ve su tasarrufu, daha fazla konfor elde edilebilir. Artan doğalgaz fiyatlarıyla birlikte bu tedbirlerin ve akıllı sistemlerin önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.

- İthal ettiğimiz enerjinin %38 i ni binaları ısıtmak için dört ayda tüketiyoruz

Ülkemizde ithal ettiğimiz petrol ve doğal gaz ile enerji üreterek, bununda yaklaşık % 20 sini kara yolu taşımacılığında, % 42 sini bütün sene sanayide, % 38 ini de sadece dört aylık kış ayında binalarımızı ısıtmak için tüketiyoruz. Bir başka değişle sanayide üretim için bir senede harcadığımız enerjiden daha fazlasını neredeyse dört ayda tüketiyoruz. Merkezi sistem ve ayarlı radyatör vanalarının kullanılmaması, bunun yerine havalandırma amaçlı camların açılması, binalarda ısı yalıtımının olmaması, tesisat ve kapasite hesap hataları neticesinde enerjiyi de verimsiz olarak tükettiğimizi düşünürsek, daha pahalıya taşıyor, daha pahalıya üretiyor ve daha pahalıya ısınıyoruz. Kısacası bu bilinçsiz ve verimsiz enerji tüketimi sonunda nasıl bir ulusal servetin yok olup gittiğini biliyor, fakat buna karşı bir önlem alma zahmetinde de bulunmuyoruz.

- Isınamamanın sebebi ve enerji verimliliğinin önündeki en büyük engel eski tip radyatör vanalarıdır.

Binalarımızın çoğunluğunda 20-30 yıllık radyatör vanaları vardır. İnşaat maliyetlerini düşürmek içinde bu vanaların en ucuzundan ve en niteliksiz olanlarından kullanılmıştır. Kısacası yanlış yerden tasarruf edilmiştir. Bu vanalar sonuna kadar açılmış ve bir daha da kullanılmamışlardır. Fazla oynanırsa akıtırlar ve bu şekilde de pimleri kireçlendiği için fonksiyonlarını yerine getiremezler. Radyatörlerimizde zaten perde ve paravanlar ile saklandıklarından, kimse buralara yaklaşmaz. Kalorifer veya ısıtma tesisimizde enerjiyi taşıyan su dur ve su da tıkanmış kireçli vanalardan kolay geçemez. 80-90 derece sıcak su kazandan en üst kata pompalanır ve şemsiye metodu dediğimiz usulde kolonlu yapı tipinde aşağı katlara doğru hareket eder. Su kazan dairesine ulaştığında 55-70 derece yerine, 20-30 dereceye kadar düşmektedir. Enerjiyi taşıyan su engellenmeden daha hızlı bir şekilde alt katlara ulaşırsa tabi'i ki çok daha az ısı kaybı olacaktır. Bu şekilde ısınamama veya ısıtamama problemi de ortadan kalkacaktır. Suyu 60 derece ısıtmak için harcanan enerjiden, çok daha az bir enerji harcanacak ve bu şekilde de önemli derecede yakıt parası tasarrufu elde edilecektir.

- Termostatik ısı ayarlı radyatör vanaları ve pay ölçerler kullanılarak, % 40 lara varan yakıt parası tasarrufu ve adil yakıt parası paylaşımı mümkündür.

Söz konusu vanalarda yapılan bir derecelik kısma, yaklaşık % 6 yakıt tasarrufu demektir. Değişen vanalar ile suyolları da açılmış, su dolaşımı da hızlandırılmış olacaktır. Aynı zamanda her gün gece gündüz farkları, güney kuzey cephesi ve bina fiziki şartları doğrultusunda oda oda, radyatör radyatör koşturarak bir ayarlama yapamayacağınıza göre, bu vanalar size bireysel istekleriniz doğrultusunda tasarruf yanı sıra, daha fazla konfor getirecektir. ''Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti'' atasözünden yararlanarak ve yanlış yerden tasarruf etmeye kalkmadan, daha nitelikli, kireçlenmeye karşı dayanıklı termostatik ayarlanır radyatör vanaları kullanarak, enerji verimliliğine önemli ölçüde katkıda bulunmuş olursunuz. Kalorimetre ve pay ölçer yaklaşık 30 senedir Avrupa'da var olan nesneler olmasına karşılık, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanmıştır. Bunun nedeni de şimdiye kadar yasal bir alt yapının oluşturmamış olmasıdır. Bu cihazlar yardımı ile yaktığınız yakıtın parasını ödersiniz, kısaca çok yakan çok, az yakan az öder. Bu durumda hem daha adil bir yakıt parası paylaşımı gerçekleştirirken, insanları da enerjiyi daha tasarruflu kullanmaya doğru yönlendirebilirsiniz. Termostatik radyatör vanası ve pay ölçer takılmış konutlarda, adil paylaşım yanı sıra, %40 lara varan yakıt parası tasarrufu da ortaya çıkmaktadır. Kısacası enerji daha verimli kullanılmaktadır.


- Binalarımızda daha fazla enerji verimliliği için, alışkanlıklarımızı değiştirmeli, teknolojiden yararlanmalı ve aşağıda değinilen teknik tedbirleri almalısınız.

• Enerji Verimliliği konusunda eğitilmiş kişi ve kuruluşlardan danışmanlık hizmeti alınız.
• Enerji Verimliliği Kimliği almak için yetkili kişi ve kuruluşlar ile irtibata geçiniz.
• Enerji Verimliliği konusunda kendinizi eğitiniz ve çevrenizi bu konuda aydınlatınız.
• Oturduğunuz bina ya da sitelerde, her şeyi yöneticiye bırakmayınız, her şeyi yöneticiden beklemeyiniz.
• Enerji Verimliliği ile ilgili her türlü teşebbüsü, tedbiri, yatırımı destekleyiniz.
• Çevrenizi Enerji Verimliliği, Enerji Tasarrufu konusunda cesaretlendiriniz ve uyandırınız.
• Enerji Verimliliği ve Tasarrufu konusunu sosyal sorumluluk projeniz olarak kendinize iş edininiz.
• Konut alırken kazan dairesini de gezmeyi ihmal etmeyiniz.
• Brülör önlerinde daha verimli yanma sağlayan Enerji Tasarruf Cihazlarına yer veriniz.
• Enerji Verimliliği Kimliği almak için yetkili kişi ve kuruluşlar ile irtibata geçiniz.
• Kombili konut almayınız. Müstakil evlerinizde dahi alternatif ısıtma olanaklarını değerlendiriniz.
• Kombiniz varsa en azından verimli kullanmasını öğreniniz ve uygulayınız.
• Gaz, su, elektrik faturalarınızı daha dikkatli inceleyiniz, bireysel ısı faturası hizmeti alınız.
• Gaz, Su, Elektrik Sayaçlarınızı kontrol ettiriniz, ölçüm yaptırıp, denetletiniz.
• Binanızda ki tüm sayaçların nitelikli güvenilir olmasına önem veriniz.
• Sayaçlarınızı hileli kullanıma, yanlış ölçüme, bozulmalara karşı duyarlı sayaç markalarından seçiniz.
• Size konut satmak isteyenlere Enerji Verimliliği konusunda ki hassasiyetinizi dile getiriniz.
• Kombi yerine, merkezi sistem ısınmayı tercih ediniz. Alternatif enerjiden yararlanma yolları arayınız.
• Radyatör Vanalarınızı mutlaka değiştiriniz, yerine Termostatik Ayarlı Radyatör Vanası takınız.
• Kalorimetre ya da Pay Ölçer taktırınız. Adil yakıt parası paylaşımı ile hakkınızı arayınız.
• Yakmadığınız yakıtın parasını ödemeyiniz. Enerji Verimlilik Yasası hakkında bilgi alınız.
• Bina enerji tüketimi ölçüm, tespit, paylaşım işlerini sadece ehil ve yetkili kuruluşlara yaptırınız.
• Kazan dairesi otomasyonunuzu kontrol ettiriniz, ayarlarını, tesisat bakımını yaptırınız.
• Çatı, dış cephe ısı yalıtımını ihmal etmeyiniz. Bu yalıtımı kaliteli hizmet sunan kişi ve kuruluşlara yaptırınız.
• Binanızın fiziki şartlarını, konumunu Enerji Verimliliği açısından daha iyi değerlendiriniz.
• Yapı malzemesi, Isınma, Aydınlanma, sıcak su kullanımı hakkında teknik bilgi alınız.
• Kombileri atıp, yerine Ev Sıcak Su İstasyonları takınız. Sıcak suyu kazandan kullanınız.
• Musluklarımızda Su ve Enerji Tasarruf Kartuşları kullanınız.
• Yaz ve kış güneş enerjisinden yararlanınız. Binalarda ısı odaları oluşturunuz.
• Yalıtımlı ve nitelikli pencere camları kullanınız. Tüm ev aletlerini daha az enerji tüketen markalardan seçiniz.
• LED aydınlatma teknolojilerinden yararlanınız, merdiven boşluklarını sadece kısa süre ile aydınlatınız.
• Mecbur kalmadıkça, Klima, Soba, Elektrikli cihazlar ile ısınmaktan çekininiz. Bu tutumunuzu bir alışkanlık haline getirerek, sadece konutlarda değil ofisinizde, ulaşımda, üretimde her yerde sözde değil özde uygulamaya sokunuz.

Yukarıda değinilen tedbirlere çok daha fazla tedbirler eklenebilir. Bunlardan sadece bir kaçını yerine getirmek dahi, küçük bir adım olsa da, sosyal sorumluluklarımız ve geleceğimiz açısından dev adımlardır.

Enerjinizi boşa harcamayın, sağlıklı, başarılı, verimli güzel günler sizin olsun. 

19 Ekim 2012 Cuma

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ


Küresel iklim sistemi, atmosferin oluşumundan bu yana tüm zaman ve alan ölçeklerinde değişme eğiliminde olmuştur ve bu değişim yerküre/atmosfer sisteminin öteki bileşenlerindeki doğal değişikliklerle ilgilidir. Ancak 19.yy’ın ortalarından beri bu doğal değişikliğe ek olarak ilk kez insan etkinliklerinin de küresel iklimi etkilediği yeni bir döneme girilmiştir.
1850’li yıllarda başlayan sanayileşme ile birlikte özellikle fosil yakıtların yakılması, arazi kullanımı değişiklikleri, ormanların tahribi ve çarpık sanayileşme gibi insan faaliyetleri neticesinde, sera gazları atmosferde birikerek atmosferin kimyasal özelliklerini etkilemekte uzun vadede ise sera etkisi yüzünden küresel ölçekte iklim değişikliğine sebep olmaktadır.
Güneş’in yaydığı kızılötesi ışınlar milyonlarca kilometrelik bir yolculuktan sonra dünyamıza ulaşır. Bu ışınların bir kısmı yeryüzüne çarparak toprağı ve denizleri ısıtır, bir kısmı ise yeryüzüne çarptıktan sonra yansıyarak tekrar uzaya geri döner. Ancak havada bulunan sera gazları, kızılötesi ışımaların bir kısmını soğurarak, atmosferden dışarı çıkmalarını engeller. Bu soğurma olayı, atmosferin ısınmasına yol açar.
Atmosferdeki sera gazları ne kadar çoksa o kadar çok ısı tutulur. Bunun sonucunda da Dünya’nın ortalama sıcaklığında yükselme görülür.
Küresel ısınma, sera gazı salımlarındaki artışlara bağlı olarak küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında artışları ifade etmektedir. Küresel ısınmanın en önemli sebebi atmosferde sera etkisi yapan CO2 ve metan (CH4) gibi sera gazı salımlarındaki hızlı artıştır.
Seragaz birikimlerindeki değişiklikler
 Sanayi Devrimi Öncesi 2005Değişim %
CO2280 ppm379 ppm% 35
CH4715 ppb1774 ppb% 148
N2O270 ppb319 ppb% 18

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli - IPCC'nin 2007 yılında yayımlanan Dördüncü Değerlendirme Raporu'na göre, küresel ısınma artık tartışmasız bir gerçektir ve bunun önemli bir bölümünden insanoğlu sorumludur. Enerji, sanayi, ulaşım, tarım, atık, ormancılık ve arazi kullanımı sektörlerinden kaynaklanan toplam 6 temel sera gazının salımı, 1970 - 2004 yılları arasında %70 artarak 49 milyar ton eş-CO2 düzeyine çıkmıştır. Bu süreçte, 1995-2004 dönemindeki yıllık artış hızı, 1970 - 1994 dönemindeki yıllık artışın 2 katına yaklaşmıştır. İnsan kaynaklı sera gazı salımlarının % 65’e yakını fosil yakıtların yanmasından kaynaklanmıştır. Küresel ortalama yüzey sıcaklığı son yüzyılda 0.74 °C artmıştır.
Bu ısınma eğilimi 1980’li yıllardan sonra daha da belirginleşmiş ve bu dönemde her yıl yüksek sıcaklık rekorları kırılmıştır. 1998 yılı küresel ortalamalar açısından, aletli sıcaklık gözlemlerinin yapılmaya başlandığı 1860 yılından bu yana yaşanan en sıcak yıl olarak kaydedilmiştir.
Sıcaklıklardaki artışa bağlı olarak, hidrolojik çevrimin değişmesi, kara ve deniz buzullarının erimesi, kar ve buz örtüsünün yüzey olarak daralması, deniz seviyesinin yükselmesi, şiddetli hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artması, kuraklık, çölleşme, salgın hastalıkların ve zararlıların artması gibi, dünya ölçeğinde sosyo-ekonomik sektörleri, ekolojik sistemleri ve insan hayatını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyecek önemli değişikliklerin olacağı tahmin edilmektedir. Bu değişikliklerin bazıları, özellikle 20. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren görülmeye başlanmıştır.
Yapılan araştırmalara göre Sanayi Devrimi öncesi seviyelere kıyasla ortalama 2 °C ve üstü bir küresel ısınma   tehlikeli ve geri dönüşü olmayan etkiler yaratacaktır.  Isı artışının bu yüzyılda 2 °C ile sınırlı kalması geleceğimiz için çok önemlidir ancak mevcut iş yapış şekilleri ve alışılmış yaşam standartlarının devamı ile bu pek mümkün görülmemektedir.

Küresel ısınma sonrasında gerçekleşmesi beklenen bazı olaylar;

  • Hava koşullarında yaşanacak değişim sonucu bazı bölgelerde kasırga ve fırtınalar artarken, bazı bölgelerde deniz seviyesindeki yükselmeye bağlı olarak sel ve taşkınlar yaşanacaktır. İç bölgelerde ise kuraklaşma ve çölleşme artacak.
  • İklimlerdeki değişim ve kaymalara dayanamayan bitki ve havyan türlerinde azalma olacak. Canlı alanları ve canlı türlerinde azalma olacak.
  • Sıcak hava dalgalarına bağlı ölümler olacak.
  • Isınma sonucu birçok bölgede kuraklık artacak, buharlaşmadaki artış nedeniyle tahıl hasılatında genel bir düşüş yaşanacak.
  • Yine buharlaşmadaki artış tatlı su kaynaklarında azalmaya ve içme suyu sıkıntısına neden olacak.
  • Bulaşıcı hastalıklarda artış yaşanacak, özellikle Afrika ve Kuzey Amerika'da sıtma yayılacak. İklim değişiklikleri nedeniyle kalp ve solunum yollarında rahatsızlıklar artacak.
  • Sıcaklık artışının yukarıda belirtilen ve belirtilememiş birçok başka etkileri nedeniyle gayri safi yurt içi hasılalarda düşüş olacak.

Uluslararası Tarihçe

  • 1972 yılında Stockholm’de gerçekleştirilen Uluslararası İnsan Çevresi Konferansı, çevre sorunlarına çözümlerin uluslararası işbirliği içerisinde ele alınması gerekliliğini ortaya koymuştur.
  • Aynı yıl Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), pek çok işbirliğinin başlatılmasında önemli bir kurum olmuştur.
  • Şubat 1979'da ilk Dünya İklim Konferansuı Cenevre'de organize  edildi. İklimle  ilgili bilimsel verilerin toplanması, iklim değişikliğinin boyutu ve etkilerinin araştırılması kararı alındı.
  • 1988 yılında Dünya Meteroroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kuruldu.
  • 1990’da IPCC 1. Değerlendirme Raporunu yayımladı. Raporda, insan faaliyetlerinin iklim sistemi üzerinde net bir etkisi olduğu kabul edildi.
  • 1992 yılında Rio’da gerçekleştirilen Yeryüzü Zirvesinde imzaya açılan sözleşmelerden biri de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesidir. Bu sözleşmenin amacı atmosferdeki  sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmaktır.
  • 1995’de IPCC 2. Değerlendirme Raporunu yayımladı. Daha kapsamlı ve yeni verilerin olduğu raporda iklim üzerindeki insan etkisi daha net bir şekilde ortaya konuldu. 1.Taraflar Konferansı Berlin'de  gerçekleştirildi (COP1) .
  • 1997 yılında Kyoto’da iklim değişikliği ile mücadele konusunda atılacak adımların etkinleştirilmesi yönündeki ilk adım olarak kabul edilmiş ve 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu protokolü diğerlerinden farklı kılan geliştirilmiş olan piyasa mekanizmaları ve uyulmaması halinde uygulanacak yaptırımlar sistemidir.
  • 2001 yılında IPCC 3. Değerlendirme Raporu yayınlandı. ABD, 1997 yılında imzaladığı Kyoto Protokolünden Bush yönetimi döneminde  çıktı.
  • 2005’de Kyoto Protokolü devreye girerken 2012 sonrası müzakerelerin başlaması kararı alındı.
  • 2007 yılında IPCC 4. Değerlendirme Raporunu yayımladı ve son 50 yılda gözlenen iklim değişikliklerinin önemli oranda insan faaliyetleri nedeni ile yaşandığı belirtildi.
  • 2009 yılında düzenlenen G8 zirvesinde iklim değişikliği gündeme alınarak dünyanın sanayileşme öncesine göre 2 °C'den fazla ısınmasına izin verilmemesi için sera gazı salımlarının 2050 yılına kadar % 80 oranında azaltma kararı alındı; ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda detaylar açıklanmadı. Aynı yıl 15. Taraflar toplantısında yasal bağlayıcılığı olmayan Kopenhag mutabakıt imzalandı.
  • 2011 Aralık ayında Durban’da gerçekleştirilen 17. Taraflar Konferansında 2020 sonrasında yürürlüğe girmesi planlanan yükümlülük dönemine ait görüşmelerin en geç 2015 yılında başlaması gerektiği kararı alındı.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Enerji Verimliliği


Enerji verimliliği, daha az enerji kullanarak aynı miktardaki işi (aydınlatma, ısıtma, hareket vb.) yapabildiğimiz birçok değişik yolları işaret eden çok geniş kapsamlı bir deyimdir. Verimli otomobilleri, enerji tasarruflu aydınlatmayı, geliştirilmiş endüstriyel uygulamaları, daha iyi bina yalıtımlarını, ve diğer teknolojilerin kullanımını kapsar. Enerji tasarrufu ve para tasarrufu genellikle aynı şey demek olduğundan, enerji verimliliği yüksek düzeyde fayda sağlar.

Düşük gelirli aileler için zehirsiz, sürdürülebilir ev inşa etmek. Ev, PVC gibi zehirli maddelerden arındırılmıştır, kereste sürdürülebilir ormanlardandır ve inşaat güneş enerjilidir.

Daha az ile daha iyi

Enerji verimliliği çoğu kez çok yönlü olumlu etkilere sahiptir. Örneğin verimli bir çamaşır ya da bulaşık makinesi aynı zamanda daha az su kullanır. Verimlilik aynı zamanda daha yüksek düzeyde rahatlık da sağlar. Örneğin iyi yalıtılmış bir ev kışın daha sıcak, yazın daha serin olur ve yaşamak için daha sağlıklı bir ortam oluşturur. Verimli bir buzdolabı daha az gürültü ve daha az buzlanma yapar ve dış ortamda daha az su buharı oluşturur ve muhtemelen daha uzun ömürlü olu Verimli bir aydınlatma nerede ihtiyacınız varsa orada size daha fazla ışık sağlar. Böylece verimlilik gerçekten; “daha az ile daha iyi” demektir.
Verimlilik muazzam bir potansiyele sahiptir. Çatınızda çok iyi yalıtkanlar kullanarak ilave yalıtım yapmak, çamaşır makineniz eskidiğinde yüksek verimli bir çamaşır makinesi satın almak gibi enerji verimliliği için atabileceğiniz çok basit adımlar vardır. Bütün bu örnekler hem para hem de enerji tasarrufu sağlar. Fakat en büyük tasarruf böyle küçük adımlarla sağlanamaz. Büyük kazanımlar “evin tamamı”, “otomobilin tamamı”, hatta, “ulaşım sisteminin tamamı” gibi bütün konsepti yeniden düşünmekle sağlanır. Bunu yaptığınız zaman bugünkü enerji tüketimimiz şaşırtıcı bir şekilde 4 ila 10 kez azaltılabilir.
Bir evi örnek alalım. Çatıdan temele kadar bütün dış yüzeyi ilave yatırım gerektiren uygun şekilde yalıttığımızda ısıtma ihtiyacı o kadar azalır ki ekstra yalıtım masrafını karşılayacak daha ucuz ve daha küçük bir ısıtma sistemi kurmak yeterli olur. Sonuç, daha pahalı olan yenisini yapmaya gerek bırakmayan ve enerji tüketimi üçte bire düşen bir evdir. Daha fazla yalıtım yaparak ve yüksek verimlilik sağlayan bir havalandırma sistemi kurarak ısıtma gideri onda bir kadar düşürülebilir. Şaşırtıcı geliyor, fakat geçtiğimiz 10 yıl içinde Avrupa’da bu süper verimli evlerden binlercesi başarılı bir şekilde inşa edilmiştir. Gelecek için bu bir rüya değil, binlerce aile için günlük hayatın bir parçasıdır.
Bir diğer örnek olarak, bir büronun yöneticisi olduğunuzu düşünün. Yaz boyunca klima cihazları çalışanlarınızın verimliliğini artırmak için serin hava üfler durur. Bu oldukça pahalı olduğu için zeki bir mühendise verimli bir soğutma sistemi geliştirmesini söyleyebilirsiniz. Fakat niçin durup bütün bir sistemi yeniden gözden geçirmezsiniz. Eğer öncelikle binamızı geliştirerek güneşin binamızın içini fırın gibi ısıtmasına engel olursak,  daha az enerji kullanan ve daha az ısı yayan fotokopi makineleri, bilgisayarlar ve aydınlatma sistemleri kullanırsak ve, gece boyunca havalandırma sağlayanlar gibi pasif soğutma sistemleri kurarsak, pahalı klima sistemlerine hiç ihtiyacınız kalmayacağını gayet güzel anlarız. Bina iyi projelendirilip inşa edilirse klima sistemleri satın almaya hiç gerek kalmayacaktır.

İleriye doğru gitmek

Eğer enerji kullanımını azaltmanın bu kadar büyük ekonomik yararı varsa neden herkes öyle yapmıyor? Evet, başlangıç için, enerji verimliliği avantajından bir çok insan yararlanabilir. Amerikan Enerji Verimli Ekonomi Konseyi'ne göre, “2000 yılında, kişi başına düşen, enerji kullanımı toplamı 1973’teki ile hemen hemen aynıdır. Aynı 27 yıl boyunca kişi başına düşen milli gelir yüzde 74 artmıştır.”
Fakat bu sadece bir başlangıçtır. Maalesef petrol sahalarından daha az somut olan gerçekten muazzam bir enerji verimliliği potansiyelinden istifade etmek için öncelikle uygun hükümet politikalarına ihtiyaç vardır. Bu sonuca ulaşmak için tek ve en önemli araç, evler, bürolar, otomobiller, elektrikli aletler vb. için yaşam maliyetini en aza indiren asgari enerji verimliliği standartlarının belirlenmesi gerekmektedir.
Tüketicilerin satın alacakları ürünlerin belli asgari standartları karşılamasını istemeye hakları vardır. Örneğin asgari güvenlik standartları halen mevcuttur. Ancak enerji verimliliği standartları hükümetler tarafından önemsenmemektedir veya çok az önemsenmektedir. Hükümetler aynı zamanda enerji verimliliğini geliştiren yeni teknolojileri ve yaratıcı düşünceleri teşvik etmek için ilave politika üretme fırsatlarını yakalamalıdırlar.

16 Ekim 2012 Salı

Enerji Verimliliğinin Yaygınlaştırılması


Enerji verimliliği artırım potansiyeli sektörden sektöre farklılık gösteriyor.
Küresel ölçekte fosil yakıtla enerji üretimi için ortalama yüzde 25
verimlilik artırım potansiyeli bulunuyor. Ulaşım için bu potansiyel yüzde
40 düzeyine çıkıyor. Mümkün olan bütün verimlilik artırımını tek bir
politika veya teknoloji ile elde etmek mümkün değildir. Birden çok politika
ve yükümlülüğün uygulamaya girmesi zorunludur.
WWF-Türkiye, enerji verimliliğinin sağlanması ve bu konuyla
ilgili politikaların etkin bir şekilde hayata geçirilmesi için
aşağıdaki fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor:
• Tüm dünya ülkelerinde enerji verimliliği potansiyelinin
harekete geçirilmesi için uluslararası işbirliği gerekmektedir.
Günümüzde ülkeler arası işbirliği yalnızca kalkınma programları ile
sınırlı kalmıyor, bunun yanı sıra, enerji ve iklim politikaları da işbirliğine
konu olabiliyor. Enerji verimliliğinin uluslararası işbirliği programlarının
öncelikli konusu olması gerekmektedir.
• “Kirleten öder” ilkesi uygulanmalıdır.
“Kirleten öder” ilkesi16 doğrultusunda fosil yakıtlar üzerinden alınan vergiler
artırılmalı ve geleneksel enerji kaynaklarına yönelik devlet desteği
zamanla azaltılmalıdır.
• Enerji verimliliği için net hedefler belirlenmeli ve buna uymayanlar
için cezalar konulmalıdır.
Enerji verimliliği için net hedeflerin belirlenmesi, verimlilik artışının
sağlanmasında ön koşuldur. Düzenli denetim yapılması ve buna
uymayanların cezalandırılması başarılı bir strateji için önemlidir.
• Yeni ve mevcut binalar için performans standartları belirlenmelidir.
Standartların, gelişen teknolojiye paralel olarak sıkılaştırılması, zamanı
geldiğinde ayarlamalar yapılması ve uyulmadığı takdirde cezaların
uygulanması verimli bir strateji için önemlidir.
• Beyaz eşya ve ofis cihazları için minimum verimlilik ve bekleme
modunda enerji kullanımı standartları ortaya konmalıdır.
Bu standartlar tercihen uluslararası ölçekte olmalı ve geniş bir kitleye
hitap etmelidir. Standartların hızla gelişen teknolojiye ayak uydurması,
gerektiğinde güncellenmesi ve uyulmadığı takdirde cezaların uygulanması
verimli bir strateji için önemlidir. Ayrıca beyaz eşya ve ofis cihazlarında
enerji verimliliği etiketlendirme sistemi getirilmelidir.
• Kargo ve yolcu taşıtları için minimum enerji verimliliği
standartları ortaya konmalıdır.
Kargo ve yolcu taşıtları için iddialı ve bağlayıcı enerji verimliliği veya
emisyon standartlarının uygulamaya konulması, ulaşım sektöründe enerji
kullanımını azaltmada etkili olacaktır. Eğer araçlar için maksimum bir
değer belirlenirse veya çok enerji kullanan araçlara yüksek vergi uygulanırsa,
enerji kullanımı daha da azaltılabilir.
• Teknolojik işbirliği ve uluslararası programlarda enerji
verimliliğine öncelik verilmelidir.
Enerji verimliliği, tüm ekonomik faaliyetlerin planlanmasında göz önünde
bulundurulmalı, yeni teknolojik işbirlikleri kapsamında ele alınmalıdır.
• Sanayi sektörünün enerji verimliliği sağlayan teknolojileri
devreye sokarak kullanması sağlanmalıdır.
Sanayi sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin enerji verimliliği sağlayan
teknolojileri uyarlaması için gerekli teşvik mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Küresel Çevre Fonu (GEF) Sanayide Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi


Enerji güvenliği risklerini hafifletme, italata bağımlılığı azaltma ve iklim değişikliğinin yarattığı güçlüklerle mücadeleye yardımcı olma konularındaki önemli rolü nedeniyle enerji verimliliği ulusal enerji politikası hedeflerinin ayrılmaz bir parçası olarak tanımlanmıştır.
Türk ekonomisinin benzer ekonomiler ile karşılaştırıldığında enerji yoğun bir ekonomi olması enerji verimliliği iyileşmelerine yönelik potansiyellerinin olduğunu göstermektedir. Her geçen yıl artan enerji tüketimini güvenli bir şekilde kontrol altında tutmak ve aynı zamanda bu tüketimden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını da azaltmak için enerji verimliliği çözümün en önemli parçalarından birini oluşturmaktadır.
Türkiye’de 2007 yılı itibariyle %39’luk bir oranla en fazla enerjinin harcandığı alan sanayi sektörü olmuştur. Sanayi sektörünü %30 ile bina ve hizmetler sektörü izlemiştir. Özel olarak sanayi sektörüne yönelik yürütülen etüt ve kıyaslama çalışmalarına göre sanayi sektöründeki tasarruf potansiyeli %20 civarıdadır. Bu tasarruf miktarının yarısı önemli yatırımlar gerektirmeyen veya 2 seneden daha az geri ödeme süresi olan yatırımlardır.
Enerji tasarrufu potansiyeline sahip enerji yoğun sektörler aşağıdaki gibidir:
Sektör  Endüstriyel Enerji Tüketimi Yüzdesi (%)Tahmini Enerji Tasarrufu (teknik potansiyeli)
Demir-çelik  2622
Taş e Toprak (çimento,seramik, cam)  2020
Kimyasallar, petrol, kauçuk, plastik  1220
Tekstil, giyim, deri  720
Gıda  625
Kaynak: Dünya Enerji Konseyi - Türkiye Ulusal Komitesi Raporu, 2007

Özellikle son yıllarda Türk sanayisinde enerji verimli proses ve teknolojilerin yaygın bir şekilde benimsenmesinin önündeki finans, kapasite, teknoloji ve politika engellerinin kaldırılmasına yönelik olarak çeşitli önlemler alınmakta, yaygınlaştırma faaliyetleri yürütülmektedir. Bu faaliyetlerde biri de 5,9 milyon ABD Doları tutarında Küresel Çevre Fonu (GEF) desteği ile fiilen 2011 yılında başlamış olan “Sanayide Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi”dir. GEF hibe desteği ile birlikte uygulayıcı kurum katkılarıyla toplam 35 milyon ABD Dolar’lık bütçe ile gerçekleştirilmesi planlanan Projenin 2015 yılında sona ermesi planlanmaktadır.
Projenin hedefi
“Sanayi sektöründeki işletmelerin farklı enerji tasarruf önlemleri ve enerji verimli teknolojilerin yardımıyla enerji kullanımlarını verimli bir şekilde yönetmelerine olanak tanımak ve bu yönde teşvik etmek suretiyle Türk sanayisinde enerji verimliliğini artırmaktır”.
Proje hedeflerine aşağıdaki bileşenlerin sağlanması ile ulaşılacaktır:
1. Kurumsal çerçevenin ve ilgili mevzuatın geliştirilmesi; ulusal enerji yönetim sistemi standardının geliştirilerek yaygınlaştırılması
2. Endüstriyel işletmeler ve enerji verimliliği danışmanlık şirketlerinde kapasite ve farkındalığın artırılması
3. Enerji Verimliliği Etüt programının uygulanması
4. Sistem optimizasyonu ve enerji verimliliği uygulamalarına yönelik demonstrasyon (gösterim) projelerinin gerçekleştirilmesi
5. Proje çıktılarının izlenmesi, değerlendirilmesi ve edinilen deneyimlerin paylaşılarak yaygınlaştırılmasının sağlanması
Proje Ortakları
Projenin uygulayıcı kuruluşları Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü (YEGM), Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE) olup koordinasyon Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından gerçekleştirilmektedir.
TTGV’nin Projedeki Rolü
 Projenin geliştirilme sürecinde aktif olarak yer alan TTGV uygulama aşamasında da diğer proje ortakları ile işbirliği içinde proje yönetimi ve proje faaliyetlerine yönelik katkı sağlayacaktır. Öte yandan TTGV, “kurumsal çerçeve ve mevzuatın geliştirilmesi” bileşeni kapsamında yer alan “finansal mekanizmaların geliştirilmesi” konulu iş paketinin koordinasyonunda ve faaliyetlerin yürütülmesinde etkin rol alacaktır. Bu kapsamda, uzman katkıları ve ortaklarla işbirliği içinde enerji verimliliğine yönelik finansman modelleri değerlendirilecek, uluslararası kıyaslama çalışmaları yapılacak ve ilgili paydaşların katkılarıyla öneriler geliştirilecektir. TTGV ayrıca enerji verimliliğine yönelik demonstrasyon (gösterim) projelerinin uygulanma sürecinde de aktif olarak yer alacaktır.