29 Mart 2013 Cuma

Enerji Tasarrufu Tavsiyeleri


Odalarınızı kısa ve hızlı şekilde havalandırın
Oda içinde hava cereyanı oluşmasını sağlayın: Pencereyi tam, fakat kısa süre açın. Böylece mobilya ve duvarlardaki ısı kaybolmaz ve odaya giren yeni temiz havayı ısıtabilir. Odalarınızı havalandırırken termostatik vanalarınızı kapatmayı unutmayın!
Oda sıcaklığınızı ihtiyacınıza göre ayarlayın
Oda sıcaklığını geceleri, evde olmadığınızda veya kullanılmayan odalarda düşürün. Bunu yaparken odanızın tamamen soğumamasına da dikkat edin, unutmayın ki; soğuk odaları ısıtmak çok daha pahalıdır!
Radyatörler serbestliği her şeyden çok severler
Peteğin üzerini kapatarak ısı çıkışını engellemeyiniz. Kalın perdeler ve mobilyalar ısıyı izole eder. Ayrıca radyatörünüzü çamaşır kurutucusu olarak da kullanmayınız. Petekten hava kabarcığı sesleri gelirse peteğin havasını alınız.
Pencerelerinizi olabildiğince sıkı kapatın
Pencere kenarlarını ve yarıklarını izole ediniz. İzolasyon sonrasında pencere kenarına yanan bir mum tuttuğunuzda mum ışığı titrememelidir. Geceleri panjurları aşağıya indiriniz ve perdeleri kapatınız.
Odalarınızın kapılarını kapalı tutun
Isıtılmış odalardan ısıtılmayan odalara sıcak ve nemli havanın gitmesini önleyiniz. Kapıları kapalı tutunuz.
Rutubet oranı önemlidir
Rutubetli hava daha sıcak olarak hissedilir ve zararlı toz zerreciklerinin havaya saçılmasını azaltır. Bitkiler ve hava nemlendiriciler oda içindeki rahatlık hissi ve konforunu yükseltir. Şunu da unutmayın: Banyo ve mutfakta oluşan buharı hızlı bir şekilde evin dışına atmanız gerekir.
Dikkatli kullanım tasarruf demektir
Sıcak su başta olmak üzere daha az su tüketiminin kesenize faydası vardır. Pahalı bir su tüketimi şöyle azaltılabilir: Sudan tasarruf sağlayan armatürler, rezervuarlar ve “beyaz eşyaların” (buzdolabı, çamaşır makinesi vs.) kullanılması, musluk ve çeşmelerin iyice kapatılması, küvette yıkanmak yerine duş alınması.
Termostatik vananızı ihtiyacınıza göre ayarlayın
Doğru sıcaklığa ayarlanmış termostatik vanalar otomatik olarak istenilen sıcaklığı verirler. Termostatik vananın ayarını ihtiyaca göre, örneğin geceleri, odayı kullanmadığınızda, havalandırırken veya oda sıcaklığını fazla sıcak hissettiğinizde düşürünüz.
Binaların yalıtımı ile %25 den %50’ye varan yakıt tasarrufu sağlanması mümkündür.
Binanın yalıtım yapılan sol tarafında ısı kayıplarının çok az olduğu, yalıtımsız sağ tarafında ise radyatör arkasından ve pencerelerden ısı kayıplarının fazla olduğu görülmektedir.
Bildiğimiz gibi ısınan hava yükselir ve çatıdan dışarıya kaçmaya çalışır. Bu nedenle öncelikle çatının yalıtılması gerekir. Evimizi yalıtmak demek evi battaniye ile sımsıkı örtmeye benzer. Dışarıdan soğuk içeriye giremez ve içeriden de ısı dışarıya kaçmaz. Evleri yalıtmak için cam yünü, plastik köpük gibi malzemeler kullanılır.
Pencereler ve kapılar, evimizdeki ısının dörtte birinin kaybına neden olmaktadır. çift cam veya ısıcam olan pencerelerde ısı kaybı yarı yarıya azalmaktadır.
örnek HesapPencere ve kapılarınızda hava sızdıran yerleri belirleyin. Yanan bir mumu pencere kenarlarında ve diğer sızıntı olabilecek yerlerde dolaştırın. Mum alevi sağa sola hareket ediyorsa sızıntı var demektir.
Pencere ve kapılarınızda hava sızdıran yerleri belirleyin. Yanan bir mumu pencere kenarlarında ve diğer sızıntı olabilecek yerlerde dolaştırın. Mum alevi sağa sola hareket ediyorsa sızıntı var demektir. Pencerenizin ve kapılarınızın kenarlarından olan hava sızıntılarını önlemek için pencere bandı ve süngerler kullanınız.
Kış aylarında pencerelerinizin perdelerini kapalı tutunuz.Gündüzleri, güneş ışığını doğrudan alan pencerelerinizi açık tutunuz.Radyatörlerin ısı akışına engel olacak şekilde uzun perdeler kullanılmamalıdır.
Radyatörlerden taşınım ve ışınım yoluyla çıkan ısı radyatörün arkasındaki duvarı ısıtır. Dışarıya olan ısı kaybını önlemek için alüminyum folyo kaplı ısı yalıtım levhaları yerleştiriniz.
Apartman giriş kapılarının çift veya otomatik kapanacak şekilde olması merdiven boşluklarının dolayısıyla evlerimizin daha sıcak olmasını sağlayacaktır.Kış aylarında giriş-çıkışlarda bu kapıları açık bırakmayınız.
Eskiden ısıtma sistemi tasarımları, 90°C kazan çıkış ve 70°C kazan dönüş sıcaklıkları üzerinden yapılırken, günümüzde bina kabuğunun iyi yalıtılması halinde sıcaklıklar, 70/55°C ve daha altında olacak şekilde yapılabilmektedir. Bu şekilde kazan boyutları küçülmekte, maliyetleri azalmakta, verimleri de artmaktadır.
Kalorifer tesisatının bodrumlardaki dağıtım ve toplama borularının ve vanalarının yalıtımı ile enerji tüketimi azaltılabilir.
Binalarda özellikle kuzey ve güneye bakan taraflarda güneş ışınları sebebiyle büyük sıcaklık farkları olmaktadır. Odaların sıcaklığının artması halinde pencereleri açmak yerine radyatör musluğunu kısınız. Günde 2 saat açık duran pencereler sebebiyle 50-75 kW/m2 yıl ısı kaybı olduğu söylenebilir. Sıcaklık ayarlı termostatik vanalar kullanılarak oldukça büyük ısı tasarrufu sağlanabilir.

27 Mart 2013 Çarşamba

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ


Gezegenimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri küresel iklim değişikliğidir. Isınan gezegenimizde hava koşullarını, su arzını, bitkilerin mevsimsel büyümesini değiştiriyor, insanların ve yaban hayatın sürdürülebilir bir yaşam sürmesini engelliyor. İklim değişikliği etkilerini göstermeye başladı, acilen harekete geçmemiz gerekiyor! Herkes çözümün bir parçası olabilir, önemli olan daha fazla geç kalmadan adım atmak.
İklim değişikliği nedir?
Dünyanın atmosferi bir sera gibi çalışır. Güneşin yaydığı kısa dalga ışınlar atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşır. Yeryüzü güneşten aldığı bu ışınların bir kısmını, uzun dalga kızılötesi ışınlar olarak tekrar atmosfere geri yansıtır. Atmosfer neredeyse bütünüyle nitrojen ve oksijenden oluşur ve bu gazlar sıcak dalgasını tutmaz. Ancak atmosferdeki karbondioksit, metan, ozon, azotoksit gibi gazlar bu kızılötesi ışınların bir kısmını yakalar ve tutulan ışınlar atmosferin alt tabakalarını ısıtır. Bu gazlar modern endüstride ve tarımda kullanılan, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkan gazlardır.
Bu şekilde ısınan havanın bir kısmı alçalarak yeryüzünü etkiler. Buna sera gazı etkisi denir. Eğer sera gazları olmasaydı, yeryüzünün sıcaklığı yaklaşık 33 °C daha soğuk olur ve tüm dünya buzullarla kaplanırdı. Sera etkisi sonucu dünya yüzeyinin sıcaklığının artmasına küresel ısınma denmektedir. İklim sisteminde farklı coğrafyalarda yaşanan ısınma, soğuma, ortalamaların sapması gibi değişimlerin bütününe küresel iklim değişikliği denir. Küresel iklim değişikliği, yerkürenin uzun jeoloji tarihi boyunca yaşanan iklimin doğal değişkenliğine ek olarak insan etkinliklerinin neden olduğu bir değişikliktir. Petrol, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtların yakılması, arazi kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerinin artması ve bu hızlı artışın doğal sera etkisini kuvvetlendirmesi sonucunda ortalama sıcaklıklarda artışlar öngörülüyor.
Küresel iklim değişikliğinin etkileri
Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor. Kutuplardaki buzullar erirken, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerinde toprak kayıpları yaşanıyor.
Yapılan bilimsel çalışmalar, küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde şiddetli kasırgalar ve taşkınlar, bazı bölgelerde de uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkisinin yaşanacağını gösteriyor.
Sıcaklık artışlarına paralel olarak orman yangınlarının süresinde ve sıklığında artış, kuraklığa bağlı düzenli sulama gerektiren tarım ürünlerinin üretiminde sorunlar olacağı ve bunun sonucunda da birçok bölgede gıda güvenliğinin tehdit altında olacağı öngörülüyor. Orta ve uzun vadede, yaşam alanlarının bozulması ve yaşamın devamlılığı için gerekli olan su kaynaklarının yetersizliğinin insanları göç etmeye zorlayacağı belirtiliyor.

23 Mart 2013 Cumartesi

Mevcut Binalarda Enerji Tasarrufu


       Binalarda enerjinin %40’ı yalıtımsız dış duvar, %30’u pencere, %17’si dış kapılar, %7’si çatı ve %6’sı zeminden kaybedilir. Binaların yalıtımı ile %25 den %50’ye varan yakıt tasarrufu sağlanması mümkündür. Yalıtım ülkemize yılda 3 milyar $ tasarruf sağlayabilecek önemli bir konudur. Termal kameralarla ısı kayıpları görüntülendiğinde yalıtımlı kısımlarda ısı kayıpları çok az olurken, yalıtımsız kısımlarda, radyatör arkaları ve pencerelerden ısı kayıpları çok fazla olduğu görülmektedir. Yalıtım malzemeleri yüksek ısıl dirence veya düşük ısıl iletim katsayısına sahip maddelerden yapılır. Cam yünü, taş yünü, genleştirilmiş/çekilmiş polistiren, poliüretan, fenol/cam köpüğü, ahşap lifli levhalar, genleştirilmiş perlit/mantar vs. en yaygın ısı yalıtım malzemeleridir.

Ülkemizde geçmiş yıllarda bina tasarım ve yapım aşamalarında ne yazık ki yalıtım ve tasarruf tedbirleri dikkate alınmamıştır. Bu yüzden bu binalarda yapılacak her türlü çalışma bize enerji tasarrufu olarak geri dönmektedir. Bir binada yalıtımı düşünürken yalıtımın bir bütün olduğunu gözden kaçırmamız gerekmektedir. Örneğin dış cephesi çok güzel izolasyonlu fakat doğramalar çok kötü, veya dış cephe ve doğramalar çok güzel ama bina ısıtma sistemi çok kötü gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Bunun için bina bir bütün olarak ele alınmalı enerji kayıpları tespit edilmeli ve buna göre  çözüm önerileri getirilmelidir. Çözüm önerilerinin tamamı aynı anda yapılamıyorsa o zaman imkanlar ölçüsünde belli bir sıra izlenerek yapılmalıdır.

Eski binalarda enerji tasarrufu için yapılacak çalışmaları şu şekilde sıralayabiliriz.

1-   Bina dış kabuğu:
  a)- Dış Duvarlar; 
Bina dış duvarlarından ısı kaybı toplam ısınma amaçlı enerjinin yaklaşık %35'ni oluşturmaktadır.Bu yüzden her şeyden önce bina dışı çevreleyen duvarların bulunduğu şehrin özelliklerine göre çıkacak yalıtım kalınlığına göre seçilecek yalıtım malzemesi ile yalıtılması gerekmektedir. Burada seçim yapılırken malzemenin yangın dayanımı, ekonomikliği, zamanla çevreyle olan ilişkisi gibi konularda irdelenmesi gerekmektedir.
    b)- Kapı ve Pencere Doğramaları ; 
Ülkemizde özellikle konut amaçlı yapılan eski binalarda yapılan en büyük yanlışlardan biride pencerelerin oldukça büyük yapılmasıdır. Günümüzde enerji maliyetleri arttıkça bu dezavantaj daha somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Özellikle tek camlı veya çift camlı eski ahşap doğramalar ısınma amaçlı kullandığımız enerjinin çoğunun gökyüzünü ısıtma amaçlı kullandığımızı ortaya çıkartmıştır. Bu gibi durumda olan doğramaların ısı yalıtım değeri yüksek doğramalar ile ısı yalıtımlı çift camlarla değiştirmemiz gerekmektedir. Özellikle bina giriş kapılarının ısı yalıtımlı ve otomatik kapanabilen kapı olmasına dikkat edilmelidir.
    c )- Çatı Yalıtımı ; 
Isınan hava yukarı çıkacağından çatı arasında bulunan yalıtım oldukça önemlidir. Yalıtım olmayan çatılarda ısı kaybı %15 civarında olmaktadır. Bu yüzden çatı arasını uygun kalınlıkta uygun yalıtım malzemesi ile yalıtılmalıdır. Bina aydınlık üzeri cam kaplamalar var ise bunlarında ısı kaybı oluşturmayacak şekilde değiştirilmelidir.

 2- Mekanik Tesisatlar;
      a )- Isıtma Tesisatı ; 
Binalarda ısıtma sistemlerinin kullandığı enerjiyi verimli bir şekilde sağlayabilmesi için ;
             Isı üretici cihazların yüksek verimli cihazlar olmasına dikkate edilmelidir. Eğer bina  merkezi sistem ile ısınıyorsa kalorifer kazanları da 15 yaşından fazla ve bakımları da düzgün yapılmamışsa  kazan artık verimli çalışmıyordur. Kazan ölçümlerinin yapılarak bu durumun tespitinin yapılması ve gerekiyorsa yenisi ile değiştirilmesi daha ekonomik olacaktır. Merkezi sistem ile ısınan binalarda kazana mutlaka dış hava sıcaklığını ölçerek istenilen iç sıcaklıkları sağlayabilecek özelliklerde otomasyon sisteminin olması gerekmektedir.

22 Mart 2013 Cuma

DÜNYA SAATİ NEDİR?


2007 yılında Avustralya'da binlerce kurum ve milyonlarca insan ile birlikte sembolik yapıların ışıklarını bir saatliğine kapatarak, iklim değişikliğiyle mücadele için tüm dünyaya çok önemli bir mesaj verdi: hepimiz tek evimiz, gezegenimizin karşı karşıya olduğu, başta iklim değişikliği olmak üzere çevre sorunlarıyla mücadele etmek için acilen adım atmalıyız!
Avustralya'da 2 milyondan fazla insan ve 2.000'den fazla kurum katılımıyla başlayan Dünya Saati kısa bir sürede 7 kıtadan, 150'den fazla ülkeden, 7.000'den fazla şehirden binlerce insana ulaşarak bugün dünyanın en büyük çevre hareketinin adı olmuştur.
Dünyanın sembolik yapılarından Sidney Liman Köprüsü, Toronto'daki CN Kulesi, San Francisco'daki Golden Gate Köprüsü, Roma'daki Kolozyum, Çin Seddi gibi küresel öneme sahip birçok simge, hızla büyüyen bir kampanyanın umut simgeleri olarak karanlıkta kaldı.
Türkiye'de Dünya Saati
Ülkemizde 2008 yılından beri WWF-Türkiye tarafından yürütülen Dünya Saati, 2010 yılında katılım açısından önemli ilklere sahne oldu. 230'un üzerinde kurum ve yaklaşık 5.000 kişinin katıldığı Dünya Saati'ne Boğaziçi Köprüsü ışıklarını kapatarak destek verdi. 2011 yılında 20.000'den fazla kişi ve 250'nin üzerinde kurum dünyanın geleceği için güçlerini birleştirdi. Boğaziçi Köprüsü'nün yanı sıra Ankara Opera Binası ve Kastamonu Kalesi de yerini aldı. 2012 yılında ise Türkiye'de kendi rekorunu kıran Dünya Saati'ne 75.000'den fazla insan ve 400'ün üzerinde kurum katıldı. Boğaziçi Köprüsü ile birlikte Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Dolmabahçe Sarayı ve Saat Kulesi, Beylerbeyi Sarayı, Küçüksu Kasrı, Galata Kulesi, Aya Sofya Müzesi ilk defa Dünya Saati için ışıklarını kapattı.
1 ülkeden 7 kıtaya Dünya Saati: Kısaca tarihçe…
31 Mart 2007, 19:30-20:30 Dünya Saati, Avustralya'nın Sidney kentinde başladı. 2 milyondan fazla insanın ve 2.100 kurumun katıldığı Dünya Saati, ulusal ölçekte bir kampanya olarak planlanmışken, dünyadaki diğer şehirler Avustralya'dan yükselen çağrıya kulak verdi.
29 Mart 2008, 20:00-21:00 35 ülke ve 371 şehrin katılımıyla gerçekleşti. 50 milyondan fazla insanın katıldığı tahmin ediliyor.
28 Mart 2009, 20:30-21:30 88 ülkeden, 4.000'den fazla şehirden yüzbinlerce insanın katılımıyla gerçekleşti.
27 Mart 2010, 20:30-21:30 Rekor sayıda ülkenin katımlıyla gerçekleşti. 128 ülkenin katıldığı Dünya Saati'nde insanlar, küresel iklim değişikliği konusunda harekete geçmek ve sürdürülebilir bir geleceğe doğru yol açmak için tüm dünyaya net bir mesaj vermiş oldu. Asya Pasifik'ten Avrupa'ya, Afrika'dan Amerika'ya kadar pek çok ikonik yapı ışıklarını kapatarak Dünya Saati'ne destek verdi.
26 Mart 2011, 20:30-21:20 135 ülkenin katılımıyla kendi rekorunu kıran Dünya Saati, ilk defa insanların kampanyaya katılmalarının yanı sıra bir saatin ötesinde yapabilecekleri değişimleri düşünmelerini sağladı.
31 Mart 2012, 20:30-21:30 Tüm dünyada 157 ülkeden 7.000'den fazla kentin ve 1 milyardan fazla insanın katılımıyla yeni bir rekor kırdı. Kampanya 2009 yılından beri en büyük büyümeyi kaydederken, insanların gerçek bir değişim yaratmak için bir saatine ötesinde neler yapabileceğini düşündürtmeye devam etti.
23 Mart 2013, 20:30-21:30 Dünyanın her yerinde, aynı gün ve saatte gerçekleştirilecek. Tarihi bir kenara yazın! Gezegenimizi korumak için nasıl bir araya geldiğimizi görmek ve neler yapabileceğinizi öğrenmek için sık sık http://dunyasaati.wwf.org.tr/ adresini ziyaret edin.

20 Mart 2013 Çarşamba

Çevre Dostu Binalar Ve Teşvikler Hakkında Bilgilendirme


Son yıllarda etkileri giderek artan  küresel ısınma , temiz su kaynaklarının azalması, fosil yakıt kaynaklarının tükenmesi gibi çevresel ve ekonomik sorunlar çevre dostu / sürdürülebilir bina konseptini  ortaya çıkarmıştır.
Zira yapılan araştırmalar neticesinde dünyadaki enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ı, su tüketiminin ise yaklaşık yüzde 30’u binalardan kaynaklandığı ortaya konulmuştur. Ayrıca insan hayatının yaklaşık yüzde 90’ı binalarda geçmektedir. Bütün bu sebepler, daha az kaynak tüketen, daha verimli, daha yaşanabilir çevre dostu binalara olan gereksinim olduğunu ortaya koymuştur. Çevre dostu binalarenerji, su ve kaynakları verimli tüketirken, bina sakinlerinin sağlığına ve konforunu da arttıran binalardır. Bu binaların tasarımında ve inşaasında iç mekan hava kalitesi, doğal aydınlatma, sıcaklık ve nem kontrolü, atık yönetimi gibi insan sağlığını direk etkileyen unsurlar ön planda tutulmakta, ayrıca inşaatında kullanılan yöntemler ile son kullanıcıya daha temiz bir ortam bırakılması hedeflenmektedir. Bazı yurt dışı kaynaklı araştırmalara göre, çevre dostu binalarda çalışan veya yaşayanların diğer binalardakilere göre daha az hastalandıkları ve çalışma performanslarının daha yüksek olduğu görülmektedir.
Anlaşılacağı gibi, çevre dostu binaya giden süreçte en önemli adım söz konusu binanın tasarımıdır. Yola çevre dostu bina yapmak amacıyla çıkıp, bütün tasarım süreçlerinde çevre ve enerji odaklı hareket edilmesi, binanın inşaat aşamasında doğabilecek ek maliyetleri de en az indirgeyecektir. Çevre dostu binalara giden yolun aşamalarının iyi planlanarak, bir proje disiplininde yönetilmesi gerekmektedir. Bu noktada çevre dostu bina yapımını çevreye olan bütün etkilerini göz önüne alıp bütünsel bir yaklaşımla inceleyen, bir yol haritası çizen ve uluslararası standartları buna entegre eden, dünyaca kabul edilmiş ve uygulanmakta olan değerlendirme ve sertifikasyon sistemlerinden faydalanılması önem kazanmaktadır. Bu sistemlerin en yaygın olarak bilinenleri A.B.D çıkışlı LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) ile İngiltere çıkışlı BREEAM (BRE Environmental Assessment Method) sistemleridir. Her iki sistemin de ortak amacı insanların kendilerine yeni yaşama ve çalışma yerleri yaratırken bir sonraki nesillerin hayatlarını kötü yönde etkileyecek ürünlerden ve uygulamalardan kaçınmalarını sağlamaktır.,
Yatırımcılar ve Çevre Dostu Binalar
Çevre dostu binalar hem günümüzdeki çevresel sıkıntılara bir nebze olsun çözüm getirmekte, hem de yapılan araştırmalara göre ticari anlamda da yatırımcılar için cazip sonuçlar sunmaktadır. Amerika’daki Northwest Multiple Listing Servisi’nin verilerine göre Seattle’da, çevre dostu evlerin  yüzde 24 daha hızlı satıldığı ve diğer evlere oranla yüzde 5,9 daha fazla prim yaptığı gözlenmiş. McGraw-Hill Construction’ın yaptığı benzer bir araştırmaya göre de çevre dostu binaların diğer binalara göre yüzde 7,5 daha fazla prim yaptığı görülmüş. CoStar Group’un 2008’de yayınladığı bir başka araştırma sonuçlarına göre LEED sertifikalı binaların diğer binalara göre doluluk oranlarında yüzde 4 artış olduğu ve satış fiyatlarının m2de 1.710 dolar daha fazla olduğu ortaya çıkmış. Bütün bu araştırmalar tek bir şeyi göstermektedir, çevre dostu olmak gerçekten de fark yaratabiliyor.
Çevre Dostu Bina Teşvikleri
Çevre dostu binalarla ilgili tüm dünyada çeşitli teşvikler tanımlanmış ve uygulanmaktadır. Bu noktada çevre dostu bina tanımı her  ülkede değişmektedir. ABD ve İngiltere de bu tanıma genellikle LEED veya BREEAM sertifikası almış binalar  girerken,  Avrupa  birliği ülkelerinde yüksek enerji kimlik sınıfına sahip binalarda bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.  Ülkemizde de yeni çıkan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinin bir sonucu olarak  iyi seviyede enerji performansına sahip binalara birtakım teşvikler ve kolaylıklar sağlanması söz konusu olabilir. Çevre dostu binalar konusunda teşviklerin en yaygın ve çeşitli olduğu ülke olan ABD’de bu konuda araştırmalar yapılmıştır. Ulusal Ticari Bina araştırmaları örgütü olan The National Association of Industrial and Office Properties (NAIOP) un yaptığı bir çalışmaya göreAmerika Birleşik Devletlerinde bu konuda her eyalette farklı olmak üzere yüzlerce teşvik programı bulunmakta ve halen uygulanmaktadır.
ABD de yaygın olan teşvikler 5 ana başlık altında toplanabilir.
1.Bürokratik işlemlerde (ruhsat, onay, izin) öncelik/harçlarda indirim
Bu kapsama giren destekler, daha çok yapı ruhsatı alınması , oturma izni çıkarılması v.b. bürokratik işlemlerde yeşil binalar öncelikli olarak değerlendirilmesi ya da bu işlemler için alınan ücretlerin yeşil binalar için azaltılması şeklindedir.

Chicago Şehrinde LEED sertifikasına aday projeler bunu belgelendirdiği takdirde,  projeden projeye değişmekle beraber 15 gün gibi kısa sürelerde yapı ruhsatı alabiliyorlar. Ayrıca hedeflenen sertifika seviyesine göre yapı ruhsatı almak için ödenecek harçlarda da indirimler olmaktadır.
Yine California eyaletinde çeşitli şehirlerde yürürlükte olan uygulamalara göre yeşil binalara % 10’a yakın oranlarda harç indirimleri yapılmaktadır.

2.Alınan sertifika seviyesine göre belirlenen Vergi, Genel gider indirimleri
Bu kapsamda destekler çeşitli eyalet ve şehir yetkili kurumları tarafından belirlenen LEED sertifikası seviyesine göre bina sahiplerinin/ kullanıcılarının ödemesi gereken vergilerin ve/veya binanın enerji ve su tüketim bedellerinin azaltılması şeklinde olmaktadır.
Cincinnati şehrinde LEED sertifikasını hedefleyen ve bunu belgeleyen projeler hedefledikleri sertifika seviyesine göre gayrimenkul vergilerinde indirim almaktadır. New York ve Virginia eyaletlerinde yine buna benzer uygulamalar vardır.
3.Yüksek Emsal İzinleri
Bu desteğin öngörüldüğü şehirlerde yeşil olması tasarlanan binalar, belirlenen hedefleri yakalamayı taahhüt ederse, normalde izin verilen emsallerin üzerinde yapılaşma hakkı verilmektedir. ( Green Density Bonus).
Seattle kentine uygulanan teşvik programına göre, en az LEED Silver seviyesinde bir sertifika hedefleyen yeşil binalara kapsamlarına göre normalden yüksek “density bonus” yani emsal izni verilmektedir.
Virginia eyaletinde de LEED sertifikasını  hedefleyen projelere green building density bonus uygulaması vardır.

4. Hibe ve düşük faizli krediler, parasal destekler
Portland kentinde uygulanan teşvik programına göre yeşil binalara özelliklerine göre $225.000 dolara kadar varan meblağlarda hibeler ve yine Oregon eyaletinde çeşitli kentlerde yeşil binalara düşük faizli krediler verilmektedir.
Chicago kenti genelinde yeşil çatılar v.b. uygulamalara çeşitli  hibe kredileri ve finans olanakları sağlanmaktadır.
New York Eyaletinde enerji verimli ve yeşil binalara  1999 dan beri 92 Milyon Doların üzerinde teşvik ve hibe kredileri verilmiştir.
Burada not edilmesi gereken önemli konu; Yukarıda bahsedilenler ve bunlar haricinde kalan diğer tüm teşviklerde taahhüt edilen yeşil bina kriterlerinin yerine getirilmesi esastır. Bunda olacak herhangi bir yetersizlik ve sapma durumunda riske atılamayacak ciddi cezalar öngörülmektedir.Bu sayede sistemin güvenilirliği korunmakta , bu teşvikleri gerçekten bu işi isteyen ve yapacak projelerin hedeflemesi sağlanmaktadır.
Yine aynı araştırma sonuçlarına göre bu kadar çeşitli teşvik programı olmasına rağmen hepsinin verimli olarak kullanılmadığı tespit edilmiştir. Bunun sebepleri olarak yetkili otoritelerin aksiyon sürelerinin uzun olması ve/veya önerilen teşviklerin her zaman tercih edilir olmaması gösterilmiştir. Yapılan anketlere göre bu teşviklerin hala birçok yatırımcı, geliştirici ve/veya teknik uzman tarafından yeterince bilinmediği tespit edilmiştir. Bu kapsamda teşviklerin bolluğu kadar etkili bir tanıtım ve bilinçlendirme kampanyası gerektiğinin önemi vurgulanabilir.
Buna göre yeni geliştirilecek çevre dostu bina teşvik programlarında dikkat edilmesi gereken unsurlar şöyledir:
  1. Yatırımcıların görüş ve fikirleri mutlaka alınmalıdır.
  2. Pilot bölgelerden başlanılarak yeşil ve sürdürülebilir binaların özellikleri, faydaları tüm topluma anlatılarak farkındalık yaratılmalıdır. Bu sayede toplumun bu yöndeki istekleri yöneticilere ve görevlilere yön verecektir.
  3. Bina yatırımcıları ve gayrimenkul geliştiricilerine gerekli bilgi ve istatistikler iletilmeli, çevre dostu binaların fayda ve maliyet analizleri dikkatlice yapılmalıdır. Yeşil bina üretmenin artıları ve eksileri çok açık ve net bir biçimde herkesin görüşüne sunulmalıdır.
  4. Yeşil bina endüstrisinin büyüklüğü ve kullanıcıların bu konuya ilgileri sayısal olarak ortaya koyacak araştırmalar yapılmalıdır.
  5. Bina endüstrisinin ilgisini çekecek teşvikler için tek bir dil oluşturulmalıdır. Bu teşvikler arasında; Ruhsat öncelikleri, daha düşük başvuru maliyetleri , pazarlama yardımları, hibe krediler,  vergi indirimleri ve/veya daha yüksek imar izinleri gibi konular yer alabilir.
  6. Yürürlüğe giren veya girecek tüm teşvikler, hemen kapsamlı bir şekilde tanıtılmalı, konuyla ilgili tüm paydaşlara ulaşıldığından emin olunmalıdır.
Yurdumuzda da bu konuyla ilgili gerek Avrupa Birliği uyum çalışmaları çerçevesinde çeşitli enerji verimliliği ve çevre koruma mevzuatları çıkartılmaktadır. Bu kapsamda özellikle yenilenebilir enerji kullanımıyla ilgili teşvikler yeni çıkmıştır. İlerleyen zamanlarda bu kapsamın genişletilerek enerji verimliliği ve oradan da çevre dostu binalara teşvikler ve kolaylıklar sağlanmasına doğru gitmesi beklenmektedir.
Ayrıca çeşitli ulusal ve uluslararası fonlarda Türkiye’deki yeşil binalara yatırım yapmaya başlamıştır. Bu süreç bu binaların yaygınlaşması ve önemlerinin iyice anlaşılmasıyla  paralel olarak doğru orantılı bir şekilde hızlanacaktır.
Gayrimenkul yatırımlarının gün geçtikçe arttığı ülkemizde, özellikle süreçlerin hızlanması, izinlerin artması ve/veya emsal değerlerinin yükselmesi gibi direk finansal olmasa da dolaylı olarak etkileyen teşviklerin daha hızlı bir şekilde sonuca ulaşabileceği ve yatırımcılara cazip geleceği düşünülebilir.

Peki çevre dostu olmak isteyen yatırımcılar  ilk adımı nasıl atmalıdır?
Öncelikle tasarımdan, daha doğrusu tasarımın ilk aşamalarından yola çevre dostu bina düşüncesiyle çıkılarak entegre bir tasarım ekibi oluşturulmalıdır. Tasarım aşamasında binanın  her özelliği  ve sistemi incelenerek en verimli ve maliyet etkin stratejiler tespit edilerek binada uygulanmalıdır.  Bu şekilde tasarımın ilk aşamasından inşaatın son aşamasına kadar sürdürülebilirlik düşüncesiyle ortaya konulan projeler, sanılanın aksine çok az ve hatta hiçbir ekstra maliyet getirmeden çevre dostu bir şekilde tamamlanabilmektedir. Ülkemizde ve dünyada çevre dostu binalar tasarlayan, inşa eden ve bunları sertifikalandıran yatırımcı, mimar ve mühendislerin genel görüşüne göre; bu projelerde ortaya çıkabilecek ek maliyet ve zorlukları en aza indirmek adına birinci şartın projenin en başında “çevre dostu olma” kararının alınmış olmasıdır. Uluslar arası sertifika sistemleri olan LEED ve BREEAM de de bu konu özellikle vurgulanır ve çalışmalar buna yönelik yapılır.
Günümüzde uluslar arası marka değeri olan birçok firma, yeşil binalar ve sürdürülebilirlik konularına kendi kurumsal kültürlerine eklemiştir. Bu kapsamda firmalar yeni kiralayacakları veya satın alacakları binalarda çevre dostu bina sertifikası olmasını şart koşmaktadır.

15 Mart 2013 Cuma

Enerji Verimliliği, Gerekliliği ve Çarpıcı İstatistikler…


2013 yılına girdiğimiz şu günlerde enerji verimliliği konusu giderek önemini arttırıyor. Peki bizler bu konuda ne kadar bilinçliyiz? Enerji verimliliği  etüt ve uygulamaları ile kendi yaşam ve çalışma ortamlarımızda ( Binalar, Sanayi Kuruluşları vb.) ne gibi tasarruf potansiyelleri yaratıyoruz?…Ne kadar kar ediyoruz?… Yoksa parasal kazancımız hiçbir şey yapmadan uçuyor,  yok olup gidiyor mu?
İşte Sizlere Çarpıcı Gerçekler:
Ülkemizin enerji yoğunluğu dünya ortalamasının üzerindedir.
Aşağıdaki tablo bunu en doğru biçimde yansıtmaktadır.
Sanayi ve hizmet sektörlerimiz eliyle yaratılan katma değerde sağlanacak yapısal değişiklikler ile elde edilen milli hasılanın ihtiyacı olan enerji kullanımını ciddi oranda azaltmak mümkündür.
Ancak mevcut sanayi ve hizmet yapımızdaki katma değer bileşimini koruduğumuzda bile % 20′lere varan bir enerji tasarrufunun sadece doğru projelendirme ve doğru finansmanla potansiyel olarak varlığı söz konusudur.


Enerji Yoğunluğu
ÜlkeGDP  (milyar $)Tüketim (milyon TEP)Enerji yoğunluğuKişi başına tüketim (TEP/nüfus)
Türkiye190,372,50,381,06
Japonya5.648520,70,094,09
ABD8.977,92.281,50,257,98
Yunanistan144,828,70,202,62
OECD27.880,98.9700,194,68
Dünya34.399,810.0290,291,64

Üretim süresini, kaliteyi, performansı, iş güvenliğini ve çevresel etki seviyesini koruyarak veya iyi yönde geliştirerek aynı seviyede veya daha fazla üretim miktarı için harcanan enerji miktarını azaltıcı her türlü proses, teknik veya ekipman yatırımı Enerji Verimliliği (EV) Yatırımı olarak tanımlanmaktadır.
Tek cümle ile özetlenirse; “firmanın eğer yaptığı/yapmayı öngördüğü proje ile mevcut üretimini daha az enerji ile yapmasını sağlayan yatırım EV yatırımıdır.”
  • Ülkemizde sanayi, konut ve ulaştırmada kullanılan enerji %70-75 oranında ithalat yoluyla karşılandığından dolayı Türkiye hali hazırda enerji kaynakları yönünden oldukça fakir ülkeler arasında yer almaktadır.

  • Tesisinizde varolan yüksek ısıl değerlere sahip atık ısılarınızın enerji cinsinden değerini ve bunların değerlendirilebilme etüdünü yaptırmanız, Firma’nıza geri ödeme süresi minumum olan yatırımlara dönüşebilir. Böylece firmanız kazanırken, çevremize de ekzoz emisyonların azaltımı konusunda çok değerli katkılar sağlamış olursunuz.

  • Çimento Sektöründe klinker üretimi ön ısıtma ve klinker soğutma prosesi esnasında atmosfere atılan yüksek debi ve kalorifik değere sahip gazların ısı enerjisini kullanarak üreteceğiniz elektrik enerjisi ile tesisinizin tam kapasitedeki elektrik ihtiyacının yaklaşık %30′luk kısmını karşılayabilirsiniz.

  • Tesisinizde birim üretim başına yaptığınız enerji sarfiyatının etüdünü yaparak bunu asgariye indirecek alternatif çözümler üzerine bir etüd hazırlamanız veya hazırlatmanız enerji sarfiyatlarınızı azaltmaya atacağınız ilk altın adım olacaktır.

  • Tesisiniz içinde belirli kademelerde uygulamaya girecek bir enerji verimliliği stratejisi oluşturmanız enerji verimliliği bilincinin uyandırılmasının en temel adımlarından biridir.

  • Bağımsız üretim noktalarını azaltarak ön ısıtma, kalıp değişimi gibi enerji ve üretim kaybına yol açan üretim akışlarını yok ederek, kontinü üretime geçmeniz Firma’nıza enerji ve üretim verimliliği anlamında çok önemli kazançlar sağlayacaktır.

  • İstanbul’dan Avustralya’ya yapılan bir uçuşta kişi başına ortalama 12 ton CO2 salınıyor. Oysa bir ağaç ömrü boyunca en fazla 1 ton CO2 emebiliyor.

  • Türkiye’nin enerji yoğunluğu AB ortalamasının 2,5 katıdır. Türkiye’nin enerji tasarruf potansiyelinin en az %30 olduğunda tüm kesimler mutabıktır.(enerji gazetesi )

13 Mart 2013 Çarşamba

Emisyon Ticareti

Çok büyük bir kısmını karbon dioksit oluşturduğundan terim olarak karbon piyasası kullanılmasına rağmen diğer sera gazları da karbon eş değeri olarak çevrildiğinden literatürde genellikle sera gazlarının tümünü temsil eden karbon piyasası, piyasa kuralları doğrultusunda çalışmak koşulu ile salımları azaltmada önemli bir araç olarak görülmektedir. Karbon piyasası salımları azaltmak için belirlenen limitten fazla salım yapanları cezalandırırken daha az salanlar ise ödüllendirerek mevcut kaynakların en düşük maliyetle kanalize edilmesini sağlamaktadır. Ayrıca fiyatlandırdığı kirletme birimlerini mülkiyet hakkına dönüştürerek karbonun tüm dünyada ticaretinin yapılmasını mümkün kılması sayesinde düzgün işleyen bir karbon piyasası, işletmelerin daha az sera gazı salımı salmasını teşvik ederek temiz teknolojiyi kullanmaya yönlendirmektedir.

                                                                    

Karbon piyasalarını zorunlu (Kyoto Protokolü esneklik mekanizmaları) ve gönüllü olmak üzere iki kategori altında incelemek mümkündür:

Zorunlu Karbon Piyasaları (KYOTO PROTOKOLÜ ESNEKLİK MEKANİZMALARI)
Kyoto Protokolünde tanımlanan esneklik mekanizmaları ile ülkelerin düşük maliyetle salım azaltımı yapabilmelerine imkan tanınmaktadır. Protokolde tanımlanan esneklik mekanizmaları Salım Ticareti (Emission Trading -ET), Ortak Uygulama (Joint Implementation-JI), Temiz Kalkınma Mekanizmasıdır (Clean Development Mechanism-CDM).

Kyoto Protokolüne göre Salım Ticareti (ET) ve Ortak Uygulama(JI) mekanizmaları Ek-I ülkeleri arasında, Temiz Kalkınma Mekanizması ise Ek-I ve Ek-I dışı ülkeler arasında yapılabilir.

1. Ortak Uygulama (Joint Implementation - JI):  Protokolün 6. Maddesi ile düzenlenen bu mekanizma Ek-I ülkeleri arasında gerekli şartların sağlanması koşuluyla, insan kaynaklı sera gazı salımlarının azaltılmasını veya sera gazlarının yutaklar yoluyla uzaklaştırılmasını amaçlayan projelerden elde edilen 'Salım Azaltma Kredisi” (Emission Reduction Unit-ERU) kazanır ve kazanılan bu krediler toplam hedeften düşülür.

2. Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism -CDM):  Protokolün 12.maddesi ile düzenlenen bu mekanizma ile Ek-I Dışı ülkelerin sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda sera gazı azaltımına katkı sağlamaları amaçlanmaktadır. Ek-I?de yer alan tarafların salım azaltım taahhüdünü gerçekleştirmek için Ek-I Dışı ülkelerde yapacakları proje faaliyetleri sonucunda 'Sertifikalandırılmış Salım Azaltım Kredisi” (Certified Emission Reductions-CER) elde edeceklerdir.

3. Salım Ticareti (Emission Trading–ET):  Kyoto Protokolü?nün 17. Maddesi ile düzenlenmiş olan bu mekanizma ile Ek-I listesinde yer alan herhangi bir taraf ülke, Ek-B?de belirlenmiş olan salım azaltım miktarının bir bölümünün ticaretini yapabilir. Diğer bir ifadeyle taahhüt edilen salım miktarından daha fazla azaltım yapan taraf ülke, salımındaki bu ilave azaltımı bir başka Ek-I ülkesine satabilir.

Gönüllü Karbon Piyasaları
Gönüllü Karbon Piyasaları, bireylerin, kurum ve kuruluşların, firmaların, sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri sonucu oluşan sera gazı salımlarının gönüllü olarak azaltımını, dengeleyebilmesini kolaylaştırmak amacıyla oluşturulan bir pazardır.

Bu süreç, Kyoto Protokolü kapsamında zorunlu olarak uygulanan Esneklik Mekanizmalarına benzer bir süreçtir. Kamunun bu sürece ulusal yükümlülükler kapsamında dâhil olmaması, gönüllü karbon piyasalarını Kyoto Protokolü kapsamındaki zorunlu süreçlerden ayıran en önemli farklılıkların başında gelmektedir.

                                                                                

Hukuki bağlayıcılığı olmayan, salım azaltım maliyetlerini düşürmeyi amaçlayan ve katılımcıları özel sektör, uluslararası organizasyonlar (olimpiyatlar, konferanslar, konserler) kamu kuruluşları ve üçüncü şahıslar olabilen gönüllü salım ticaretinin paydaşları,
- Proje sahipleri (salım azaltma projelerini hazırlayarak sertifikalarını satabilmekte)
- Toptancılar (kendi portföylerindeki büyük azaltım sertifikalarını satmakta),
- Perakendeciler (küçük miktarlardaki sertifikaları bireylere veya organizasyonlara satmakta) ve
- Komisyoncular (kendilerine ait bir salım sertifikaları olmamasına rağmen salım sertifikası alanlar ile satanları buluşturarak aracı olmakta).

Türkiye'de Karbon Piyasası
Türkiye, her ne kadar Kyoto Protokolü’nün emisyon ticaretine konu olan esneklik mekanizmalarından yararlanamıyorsa da; bu mekanizmalardan bağımsız olarak işleyen, çevresel ve sosyal sorumluluk ilkesi çerçevesinde kurulmuş Gönüllü Karbon Piyasası’na yönelik projeler 2005 yılından beri geliştirilmekte ve uygulanmaktadır.

Gönüllü Karbon Piyasası, Dünya Karbon Piyasası içerisinde çok küçük bir yüzdeyi temsil etmekle birlikte bu piyasayı hal-i hazırda etkili biçimde kullanmakta olan Türkiye’nin ileri dönemde karbon piyasalarına katılımı açısından da bir fırsat sunmaktadır. Kısa bir sürede yüksek standartlı ve yüksek hacimli bir potansiyeli harekete geçiren gönüllü emisyon ticareti sistemi, 2012 sonrası iklim rejimine dönük Türkiye’nin teknik alt yapının güçlenmesine katkı sağlamasının yanı sıra, yatırımcılar için temiz teknolojilere yatırımı daha cazip hale getirdiği söylenebilir.

Mevcut durum itibariyle, Türkiye’de gerçekleştirilen projelerin tamamı Gönüllü Karbon Piyasasında işlem görmektedir. Aşağıda proje sayısı ve türleri ve yıllık sera gazı emisyon azaltımları verilmektedir.

                                      

Sera Gazı Emisyon Azaltımı Sağlayan Projelere İlişkin Sicil İşlemleri
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan 'Sera Gazı Emisyon Azaltımı Sağlayan Projelere İlişkin Sicil İşlemleri Tebliği”; 07.08.2010 tarih ve 27665 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir (Değişiklik:22.10.2011 tarih ve 28092 sayılı Resmi Gazete).

Tebliğ ile Gönüllü Karbon Piyasalarına yönelik geliştirilen ve yürütülen projelerin kayıt altına alınması hedeflenmektedir. Tebliğ bünyesinde oluşturulan Sicil Türkiye sınırları içerisinde Sera gazı emisyonlarının bir veya bir kaçının, azaltılmasını ve yutak alanların artırılmasını amaçlayan doğrulanmış emisyon azaltım sertifikası elde etmiş veya elde etmek amacıyla Gönüllü Karbon Piyasasında geliştirilmekte olan veya geliştirilmiş projeleri kapsar. Sicil, sadece karbon piyasalarında sertifika eldesi amaçlayan emisyon azaltımı faaliyetlerini kapsamakta olup, bunun dışında kalan emisyon azaltım çalışmalarının kayıtlarını tutulmasına dönük düzenlemelerin ileriki dönemlerde hayata geçirilmesi planlanmaktadır.

Sicil kapsamındaki projeler; T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına resmi olarak iletilmekte ve aynı zamanda Bakanlığın www.iklim.csb.gov.tr adresinden ulaşılabilecek elektronik kayıt sistemine kayıt edilmektedir. Kayıt Sistemi (Sicil) geleceğin karbon piyasalarına yönelik Türkiye’nin attığı ilk adım olarak görülmektedir. Sicil ile; projeler sonucu azaltılan sera gazı emisyonlarının kayıt altına alınması ve izlenmesi, Tüm taraflar için 2012 sonrasına ve olası zorunlu piyasa için hazırlık (yaparak öğrenme, learning by doing), Karbon Piyasa Mekanizmalarına ilişkin farkındalığın artması, Türkiye’de üretilen karbon sertifikaların güvenirliğinin artırılması, projelere dair bilgi paylaşımının artması ile iyi uygulamaların teşvik edilmesi vb. amaçlanmaktadır.

Karbon Piyasası Oluşturulması
Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanan İstanbul Uluslararası Finans Strateji Belgesi’ne istinaden Yüksek Planlama Kurulu tarafından kabul edilen İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı 02.10.2009 tarih ve 27364 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Strateji ve Eylem Planının vizyonu, İstanbul’un öncelikli olarak bölgesel, ardından ise küresel bir finans merkezi haline getirilmesidir. Planda 34 no’lu eylemde karbon piyasası oluşturulması için sürecin 2012 yılında başlayıp 2015 yılında tamamlanması öngörülmektedir. Bu konudaki sorumlu kuruluş İstanbul Altın Borsası (İAB) olmakla birlikte, işbirliği yapılacak kurum ve kuruluşlar; T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı, Sermaye Piyasası Kurulu, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası, Takasbank ve Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş. (VOB) olarak belirlenmiştir.

Ayrıca; Temmuz 2011 tarihinde yayınlanan İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’nda sera gazı emisyonlarının takibi ve ticareti ile yer alan ve Bakanlığımızın koordinasyonunda gerçekleştirilecek Hedef ve Eylemlerin bazıları aşağıdadır.
• Tüm sektörlerdeki sera gazı emisyonlarının izlenmesi ve raporlanması (2012-2016)
• Tüm sektörlerde sera gazı emisyonlarının izlenmesine ve değerlendirilmesine yönelik ölçülebilir, raporlanabilir, doğrulanabilir standartta veriler üretilmesini, toplanmasını ve veri tabanında kayıt altına alınmasını sağlayacak altyapının oluşturulması(2012-2014)
• Sera gazı emisyonlarının izlenmesi ve envanter hazırlanması konusunda yasal düzenleme yapılması (2012-2014)
• Türkiye’nin 2012 sonrası yeni mekanizmalara en avantajlı şekilde (ev sahibi ülke) dahil olmasına yönelik müzakerelerin yürütülmesi ve ülkelerle ikili işbirliği anlaşmaları imkanlarının araştırılması (2011-2015)
• 2015 yılına kadar Türkiye’de karbon piyasasının kurulmasına yönelik çalışmaların yapılması
• Karbon varlıklarının azami ekonomik değerde işlem görmesi ve değerlerinin artırılması için mevcut yapının geliştirilmesi ve yeni yapıların kurulmasına yönelik gerekli çalışmaların yapılması (2012-2013)
• Kamu kuruluşlarının emisyon ticareti sistemi içinde düzenleyici ve denetleyici bir rol almasına yönelik mevzuat çalışmaları yapılması (2011-2015)
• Ulusal Emisyon Ticareti Sisteminin kurulmasına yönelik altyapı çalışmalarının başlatılması (2014-2015)
• Karbon piyasalarına ilişkin bilinç ve farkındalığın artırılması

Enerji Verimliliği Strateji Belgesi (2012-2023)
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan ve YPK tarafından kabul edilen Enerji Verimliliği Strateji Belgesi (2012-2023), 25 Şubat 2012 tarih ve 28215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Belgenin temel hedefi '2023 yılında Türkiye’nin GSYİH başına tüketilen enerji miktarının 2011 yılı değerine göre en az %20 azaltılması”dır. Strateji Belgesinde karbon ticareti ve borsası kurulmasına ilişkin yer alan eylem aşağıda sunulmaktadır.

                                    

Karbon Piyasasına Doğru Broşürüne aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
İndir